Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Spartaküs - Gladyatörler PDF Yazdır e-Posta

KitapAdı

Yazar: Arthur Koestler

Bu kitap hakkında yazmak gerçekten oldukça zor, zira kitabın birden fazla keskin ucu var. Bir tanesi kitabın kahramanı: Spartaküs, diğeri kitabın yazarı: Arthur Koestler ve bir diğeri de kitabın konusu ki bu ilk keskin uçla bileylenerek daha da keskin hale geliyor: özgürlük mücadelesi ve ilintili birçok konu. Eğer yazacak olduğum yorumlar, sıradan bir kahramanlık hikayesi olsa idi, söze şöyle başlayabilirdim:

"Gök gürledi, ordular son sürat komutanlarının liderliğinde savaş alanında zafer nidalarıyla ilerlediler. Birazdan savaş alanı akla hayale sığmaz bir mücadele ile dolup taşacak ve günün sonunda harap ve bitap düşmüş ordunun başında adaletin kırılmaz ve bükülmez kılıcı gibi, o, dimdik bir yandan yaralılara moral verecek bir yandan da bir sonraki savaşı planlayacaktı. Kan ve kılıçla yazılan tarihten geriye bir tek onun adı kalacaktı geleceğe ve tarihin puslu sayfalarına. Heybetli kumandan ..."

Fakat "Spartaküs" ismi sıradan bir kahramanın çok daha ötesine geçmiş, binlerce yılı devirirken, fiziksel arenada yapılanlar,fikirsel dünyada yankılanıp durmuştur. Bu yazıyı oluştururken, Arthur Koestler tarafından kaleme alınmış Sartaküs üzerinden gideceğim ve fakat zaman zaman da gerçek 'Spartaküs'ün çağrıştırdıklarından da bahsedeceğim.

Spartaküsün hayatı boyunca geçirdiği dönüşüm süreci oldukça sancılı olmuştur; Spartaküs evrilirken, belki de geleceğe tutacağı ışık ve vereceği ilhamın boyutları da büyüdükçe büyümüştür:

- Trakyalı hür bir vatandaş,
- Şanlı Roma'ya hizmet eden şanlı bir asker,
- Eski bir asker,
- Şanlı Romanın kölesi,
- Gladyatör,
- İsyancı
- Şanlı Romaya karşı mücadele veren kahraman,
- Adı dillerden düşmeyen efsane,
- Binlerce yıla yayılan, farklı pencerelerden farklı anlaşılmış bir düşünce...

Bu pencerelerden bir tanesinden de Arthur Koestler bakıyor Spartaküs'e. Koestler, Spartaküs'ün ektiği tohumları, kendi yöntemleriyle suluyor, kendi yaşamında görüp geçirdiklerini, Spartaküs'ün bedeninde dile getiriyor ve anlamlandırıyor. Aslında bir yılanın deri değiştirmesi gibi: Yazarın penceresinde, Spartaküs, yılanın derisi, kabuk. Ne zaman ki yazarın fikirlerini bu deri taşımaz oluyor bir başka kabukta ifade ediyor kendini, yeniliyor. Koestler, bu yöntemle bir üçlemeye imza atıyor. Önce Spartaküs'le yola çıkıyor, ardından Rubashov'la karanlığı yaşıyor günün aydınlığında ve derken oradan oraya savruluyor, gidiş gelişler yaşıyor.

Koestler, Gladyatörler/Spartaküs'te aslında Spartaküsün hayat hikayesi üzerinden gidiyor (Hikayenin tamamını kısaca özetlemekte sakınca görmüyorum zira bu hikaye aslında Spartaküs'ün hayatıdır ve neredeyse herkes tarafından bilinmektedir. Roman açısından, asıl önemli olan bu hikayenin anlatılış biçimi ve buna katılan anlamdır.):

"Milattan önce 109 ile 71 yılları arasında yaşayan Spartaküs, bir zamanlar Romaya hizmet eden bir asker iken sonrasında cezalandırılarak köle yapılmış ve ardından da gladyatörlerin arasına alınarak ölümüne dövüşlerde eğlencelik bir piyon olarak arenaya sürülmüştür. Ne var ki Spartaküs köleliğe boyun eğmeyecek kadar özgürlüğüne düşkündür ve bu nedenle de isyan eder. Birlikte isyan ettiği gladyatörlerle önüne çıkan Roma ordusuna karşı savaşan Spartaküs, özgürlük yolunda ve Güneş Ülkesinin peşinde arayışını sürdürür. Roma ordusunu yenilgilere uğratmasına rağmen en nihayetinde öldürülür ve geri kalan tüm adamları çarmıha gerilir."

Spartaküs'ün hayatı yukarıdaki dört beş satır ile özetlenebilir ise de (zaten kaynaklar da sınırlı olup, bir kaç pasajı ve dört bin kelimeyi geçmez.), hayatı boyunca yaptıklarına yüklenen anlamlar çok çeşitlidir. Koestler, Spartaküs romanının sonunda "Yazarın notu" ile sesleniyor okuyuculara ve Spartaküsü niçin yazdığını anlatıyor. (Aslında yazarın takdire şayan yanlarından bir tanesi de kitabında önsöze karşı bir duruş sergilemiş olması. Zira yazara göre önsöz aslında bir ön yargıdır, eserle okuyucu arasında "birşey"dir.)

"Spartaküs genel anlamda devrimci ahlaka ve siyasal ahlaka dair, sonucun alçaklıkları ve acımasızlıkları haklı çıkarıp çıkarmadığını ya da bunu nereye kadar yapabileceğini tartıştığım üçlemenin ilk kitabıdır." diyor Koestler.

 

Koestlerin bu yorumuna karşılık, "Spartaküs Savaşı"nın yazarı Barry Strauss bakın ne diyor:"Hayal kırıklığına uğramış eski komünist Arthur Koestler, yazdığı romanda, Spartaküsü, Lenin veya Stalin gibi güçle yozlaşmış bir devrimci olarak ifade etmiştir."

Eserin Özeti



Arthur Koestlerin Spartaküs'ü Capua sokaklarında pazar yerinin baş katibi Quintus Apronius ile başlar. Olaylar içiçe ve eş zamanlı gelişmektedir. Bir yandan Batuatus'un gladyatörleri arenadaki gösterileri için hazırlanırken diğer yandan Apronius pazar yerindeki görevini ifa etmektedir. Batuatus'un gladyatörlerinden Crixus ve Spartaküs çarpışacak, yer yerinden oynayacaktır.

Katip, gününü tamamlar ve aynı zamanda sekreterliğini de yaptığı cenaze derneğinde alır soluğu. Burada hukukçu ve yazar Fulvius'a rastlar ki o Fulvius, Esirler ordusu adlı eserini tamamlamak üzere sonradan Spartaküs'ün ordusuna katılacaktır. Apronius, Fulviusu iki sıfatla taçlandırır: tehlikeli, kışkırtıcı. Bu sıfatların şahı Fulvius ise dertlidir ve derdini etrafına topladığı dernek üyelerine anlatmaktadır:

"Mahvoldu Roma Cumhuriyeti... Dünya genişliyordu dostlarım, ucuz iş gücü her yerde değer kazandı , böyce zanaatkarlar ve esnaflar açlıktan telef oldu ve işçiler dilenmeye başladı. Roma tahıl seliyle taştı, fazla tahıllar ambarlarda çürüyordu ama yine de açlıktan ölenler için tahıl yoktu. Dağılım düzeni hatalıydı... köklü bir değişim gerekiyordu, birazcık düşünen her insan için apaçıktı bu..."

İşte Fulvius'a göre köklü değişim gerekliydi ama kim değiştirecekti? Kim bu düzene karşı yürekle ve bükülmez bir güçle karşı koyacaktı?   

Tesadüfe bakın ki, gladyatörlerin efendisi Batuatus da buradaydı. Apronius, gladyatör gösterilerine bedava bilet bulmak ümidiyle söze giriyor ve fakat laf lafı açtıkça öğreniyor ki, tamı tamına yetmiş gladyatör firar etmiş, üstelik aralarında Galyalı gladyatör eğitimcisi Crixus ve sessiz, alımlı ve sürekli sırtında bir kürk taşıyan, Trakyalı Spartaküs de varmış.

Appia yolundaki Fanniusun hanında tanışıyoruz firari Spartaküs, onun rakibi/yoldaşı şişman, balık gözlü, sarkık bıyıklı Crixus ve diğer gladyatörlerle. Şarap üstüne şarap devriliyor. Eğlence alıp yürüyor ve bekleyiş sürüyor. Derken firarileri bulmak için yola çıkan ilk müfreze eve dönüş teklifiyle çıka geliyor. Fakat ne Crixus ne de adamları, bu teklifi sıcak karşılıyor. Sonuçta geri dönüş teklifi reddediliyor ve kaçınılmaz son başlıyor.

Spartaküs'ün özgürlük arayışı ve kölelik ruhlarına işlemiş gladyatörlerle liderleri Crixus arasındaki yol arkadaşlığı, karşılaştıkları engellerle bir ayrıma geliyor. Aslında firar edişlerinin altında yatan etkenlerin değişkenliği yol ayrımını an ben an keskinleşiyor ve her köşebaşında kendini hissettiriyor. Apia'daki Fannius'un hanında, kölelerin lider olarak seçtiği Spartaküs'le, gladyatörlerin lideri Crixus'un önderliğinde yolan çıkan firarilerle başlayan bu hikaye, Campania'da aristokrasi tarafından katledilen ve sömürülen çiftçiler ve küçük toprak sahiplerinde oluşan haydutların onlara katılması ile büyüyen karma ordunun, Roma ordusuna karşı kazanılan savaşlarla, bu zaferlerin afrodizyak etkisi ve fikirlerin çarpışması ile devam ediyor; umutların yeşerdiği Güneş Devletine uzanıyor ve hiçbir zaman serpilemeyen fikirler, umutların batan güneşiyle çöküş devrine giriyor.

Spartaküs'ün ordusu dört canavara karşı büyüyor:

- Senato,
- büyük toprak sahipleri,
- Roma ordusu,
- mevcut düzenin idame etmesine dolaylı ya da dolaysız yardımcı olan ve düzenden faydalanan diğerleri.

Bu büyüme karşısında çöküşün nedeni ise aslında handa, eski bir köle olan Nicos ile Spartaküs arasında geçen şu kısa diyalogta ifadesini buluyor zira insanlar özgürlüğün ağırlığını kaldıramamakta düzenin dört canavarından birine hizmet etmekte kararlılar:

Spartaküs: Bizimle gelebileceğini biliyorsun, Nicos.
Nicos: Sonunda bir eşkıya olmak için mi kırk yıl sadık bir köle oldum ben?

Öne çıkan Karakterler:


Spartaküs: özgürlüğün peşindeki zoraki kahraman. Kendisini avlayan avcıya karşı çıkan ancak neden sonra bunun altında yatan sebepleri kurcalayan, kafasının içi arı kovanı gibi düşüncelerle vızıldayan bir asi. "Benim olan senindir, senin olan benimdir" düşüncesini hazmetmeye çalışan bir öğrenci.  

Crixus: Sürekli kederli, az konuşan, gladyatörlerin lideri. Ölmek sanatıyla eğitilmiş, yavaş yavaş öldüren bir zehir.

Zozimos: Devrimci fikirlerinden vazgeçmediği için efendisi tarafından kovulmuş ve firarilere katılmış fakat firariler arasında da aradığı hoşgörüyü bulamamış olmaktan muzdarip bir tarihçi ve retorik.

Fulvius: "Esirler Ordusu" adlı tarih eserini yazmayı planlayan, Spartaküs ve ordusuna katılıp eserini tamamlamaya, peşinde
olduğu sorulara cevap arayan avukat ve yazar. 

Eser Kendini Anlatırken



Köleleri bir derebeyinin zulmünden kurtarmak için, derebeyini öldüren köleler sevinecekleri yerde, Spartaküs ve adamlarına direndiğinde:

"Herhalde zincirleriniz kalplerinize çok aziz geliyor ve bedenlerinize harika bir mutluluk ilham ediyor. Bu malikanede kendinizden başka size yardım edecek ya da sizi hayatı pahasına savunmayı arzu edecek birini göremiyorum. Ya bizi kandırdılar ya da bu tavuklar sizin kahvaltınız için yumurtluyor, bu öküzlerin boğalarını sizin sürünüzü çoğaltmak için göreceği geliyor, bu arılar sizin ekmeklerinizi tatlandırsın diye kovanlarına bal götürüyorlar."

Zozimos anlatıyor:
"Yüz yıl kadar önce Yunanlıların bir ülkesi vardı. Konsolları göreve gelmeden önce mutlaka şöyle yemin ederlerdi: "Halkın düşmanı olacağım ve halka zarar vermek için, onları birbirine düşürmek için elimden geleni yapacağım, tüm yolları deneyeceğim."
Castus soruyor:
"Peki insanlar bu işe ne diyorlardı?"
"İnsanlar? Halkı kastediyor olmalısın. Halk o zaman da, şimdi söylediklerinden farklı şeyler söylemiyordu."

"Kehanetler elbiselere benzer. Bir düşün; bir elbise terzinin dükkanına asılır, bir sürü adam geçer dükkanın önünden, bu elbisenin ölçüleri üzerine uyacak bir sürü insan... Ama birgün gelir dükkana ve alır o elbisey; artık o elbise onun için dikilmiş olmuştur; çünkü o elbiseyi o adam almıştır... Kehanetler değil onu doğrulayanlar önemlidir."

"En iyi casus, aç karınlar arasındaki dayanışmadır. Capua'da aç bir mide guruldadığında, tıpkı bir diyapazona dokunulmuş gibi, İtalya'daki bütün aç mideler şarkılarını söylerler."

Fulvius'un eserinden başlıklar:
"İnsanları kendi çıkarları aleyhine davranmaya ikna eden nedenler."
"İnsanları, yalnızken toplumun çıkarlarına ve bir topluluk içindeyken de kendi çıkarlarına aykırı davranmaya iten nedenler."

- Bir bahçe edinmeyi hedefleyen, zararlı otları ayıklamakla başlamak zorundadır işe.
- Doğru, ama insanlara lahana muamelesi de yapamzsın. Eğer senin oğlunu, karnı herkesin karnından daa yüksek sesle guruldadığı için mezbahaya gönderselerdi, acaba bu fikrinde sebat eder miydin?"

Yorumlar



Başta da ifade etmeye çalıştığım gibi, bu eseri yorumlamak birçok açıdan zorluklar taşımakta. Eser hakkında yorum yazmak, eserin baş kahramanının tarihe mal olmuşluğu dolayısıyla ağır bir yük. Bunun üstüne Koestler gibi bir yazarın ağırlığı eklenmekte. En üste de bu Spartaküs ve Koestler hakkında yapılan onlarca, yüzlerce atıf, eleştiri ekleniyor. Ez-cümle, bu eser hakkında ne kadar yazılırsa yazılsın yine de o çalışma eksik kalacaktır. Bu karakterlerin ve yaşamın doğasındandır. Sözü fazla uzatmadan ve çekincelerimi ortaya koyduktan sonra naçizane yorumlarıma geçeyim:

Kitabın en başında, Nicos'u ikna etmek için yapılan tartışmada aslında yazar, sınırlandırılmış düşüncenin, kırılması zor sınırlarını en iyi şekilde ifade etmektedir. Nicos, her türlü özgürlük açıklamasına rağmen, akvaryum balıkları gibi hareket etmekte ısrar ediyor. Zira onun özgürlük alanı kendisine öğretilen görünmez sınırlarla örülmüş. (Akvaryum deneyi: Balıklar akvaryumda görünmez cam bir duvar ile akvaryumun diğer kısmından tecrit edilirler. Bir müddet sonra balıklar diğer alana geçemeyeceklerini bilirler ve kendilerine ayrılan kısımda yaşamlarını sürdürürler. Daha sonra cam bölme kaldırıldığında, balıklar cam bölme varmışçasına aynı kısıtlı alanda dönüp durmaya devam ederler.) Fulvius bir adım öteye geçiyor ve soruyor:

İnsanları kendi aleyhlerine davranmaya iten motivler nelerdir?


Eserin betimlediği, Roma ve düzen ile günümüz düzeni arasında, insan topluluklarının olaylara bakış açıları arasında çok da büyük farklılıklar yok. Aslında, Koestler'in içinde bulunduğu dönem, şimdiki zaman ve geçmiş hep aynı paralellikte ve ne yazık ki Zozimos gibiler hep dışlanmaya, Spartaküs gibiler de hep yalnız ölmeye mahkum.

Herkesin savaşı kendi varlığı ve düşünceleriyle sınırlıyken, savaş toplamda içindeki askerlerden çok daha fazlasıdır ve o savaşı yönetenlerin düşünceleriyle yönlenir ve sonlanır. Fulvius ile bir askerin konuşması sırasında, askerin, Fulvius'un esirler ordusunun tarihini yazmak isteğine verdiği cevap oldukça etkileyicidir:

"Sadece şehirden şehre gidiyor ve dövüşüyorsun."

Koestler'in umutsuzluğu, komunist olarak yaşadığını öne sürdüğü 7 yıl boyunca başından geçenlerden sonra anti komunist tavrı eserde hayat buluyor. Kanaatimce Koestler insanoğlunun mücadele ve inancına olan inancını yitirmiş. Bir amaç doğrultusunda savaşacak insanların tarih boyunca var olduğunu ve bundan sonra da var olacağını düşünmekle beraber, bunların sonu konusunda da pek iç açıcı düşünmemektedir Koestler zira, kendini insanlığa ve topluma adayanlar, değer bilmez topluluklar veya insanlar veya adı her neyse onlar tarafından yok edilmişlerdir. Kaldı ki, koymuş olduğu hedef doğrultusunda yürüyen önderin etrafına toplanan "topluluğun", motivasyon unsuru herkes için aynı değilse, o başkaldırı, direniş nereye kadar ve ne şiddetle devam edebilir. Ya da başka bir deyişle, eserde yer alan Eseni'nin dediği gibi "rotası olmayan bir gemiye hangi rüzgar yardım
edebilir?
"

Spartaküs, belki de tarihin en çok etkilenilen karakterlerinden bir tanesidir. Her ne kadar kendisi hakkında, yukarıda da belirttiğimiz üzere fazla kaynak bulunmasa da tarihin sayfaları arasında yer alan birçok tanıdık sima Spartaküs'ten esinlenmiş, ona atıfta bulunmuş ve yaptıklarına ya da düşüncelerine farklı anlamlar yüklemiştir. Örneğin, Lenin, Stalin, Marx Spartaküsü proletarya devriminin rol modeli olarak nitelendirmiştir. Çağdaş dönem devlet adamlarından Fidel Castro, Hugo Chavez Spartaküse atıflarda bulunmuştur. Bununla birlikte, Ronald Reagan, onu, özgürlük yolunda bir adanmışlık ve mücadele örneği olarak nitelendirmiştir. Koestler ise bu kitabında Spartaküs'ü aslında bireysel özgürlüğü peşinde mücadele veren ancak koşullar dolayısıyla kahramanlaştırılan ve fakat başarısız olacağı ta en baştan belli olan bir özgürlükçü olarak görmektedir. Koestlerin romanında, dikkat edilirse, Spartaküs aslında kafası karışık bir kahraman olarak betimlenmiştir. Sürekli fikirleri tartan ama netleştiremeyen, zaman zaman ikilemler arasında kalan bir savaşçı. Eseni ve Zozimos ile yapılan konuşmalar tartışmalar onu düşüncesini şekillendirmeye yönlendirmektedir. Oysa Koestler'in bu yakıştırması ile Lenin, Stalin ve Marx'ın Spartaküs için biçtikleri paye pek uyuşmaz gibi görünmektedir. Hele de Spartaküs karakterini sinema gözünden görürsek, kendisine yapıştırılan etiket: "filozof savaşçı"dır.

Eser hakkında, söylemek istediğim çok ama çok şey var ama tüm eseri buraya almadan sürekli yorum yapmak esere haksızlık, eseri tümüyle buraya almak da yaptığım işe aykırı. O halde bir kez daha tekrar edeyim: Bu kitap mutlaka okunmalı.

Son olarak da kafamı kurcalayan bir soru: Plato yayıncılık, kitabın orijinal adı olan "Spartacus/The Gladiators" adını birebir çevirmekle kalmayıp neden "Özgürlük tarihinin ilk bireycisi" alt başlığını açmıştır? Yayınevinin kendi yorumumu mudur? Yazarın kendisi dahi eseri hakkında bir ön yargı oluşturmaktan kaçmakiçin, kitabına önsöz koymazken, neden yayınevi Spartaküsü bu şekilde sınıflandırmıştır?

Eserin Çağrıştırdıkları



* Yukarıda bahsettiğimiz üzere bu kitap bir üçlemenin ilk kitabı, haliyle diğer iki kitap:
- Gün Ortasında Karanlık
- Geliş ve Gidiş

* Garip bir şekilde Mary Shelly'nin Frankenstein'ında adı geçen Plutarch burada da Spartaküs'e yaptığı atıfla karşımıza çıkıyor. Yine aynı eser: Plutarch'ın yaşamları ve bu defa Crassus'un hayatında ortaya çıkan Spartaküs.

* Howard Fast tarafından kaleme alınmış bir diğer Spartaküs romanı.

* Spartaküs'ü edebiyatçıların ve fikir adamlarının dünyasından biraz daha sağlam temellere taşımayan çalışan Barry Strauss ve Spartaküs Savaşı

* Kitabın tartışmakta olduğu devrim, ardında yatan dinamikler ve özellikle de serinin ikinci kitabı gün ortasında karanlık bağlantısı dolayısıyla,

- Bolşevikler, devrim, çelişkiler ve korku derken yazılmış bir eser: "Biz - Yevgeni Zamyatin"
- Aynı anti  ütopya akımıyla ama yıl olarak daha sonra yazılmış, "Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley"
- Her ne kadar diğer ikisi kadar hararetle tavsiye etmesem de popularitesi dolayısıyla daha çok tanınan "1984 - George Orwell"

* Yukarıdaki üç eser, komunizm, anti ütopya, Zamyatin, Huxley, Koestler ve farklı duruşuyla Ayn Rand.

* Yaşamı boyunca bir asker olarak tıpkı Spartaküs gibi büyük canavar Roma İmparatorluğuna karşı mücadele eden ve sonuçta yenilen bir başka büyük kumandan "Hannibal"

* Spartalıların Pers imparatorluğuna karşı verdiği savaşta ölüme yürüyen Leonidas ve Spartalıların son savaşında destansı mücadelesini anlatan bir eser: Ateş Geçitleri.

* Yazar Arthur KOestler dolayısıyla aklımıza düşen bir başka isim, isim ve yaşam benzerliğinden Arthur London (Macaristan doğumlu, Yahudi bir ailenin çocuğu, 1937 İspanya iç savaşında yer almış, sonra Fransaya geçmiş, Nazilerce tutuklanarak, zionist, troçkist titocu olmak nedeniyle ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış ve fakat sonra kurtularak kaçmış. Fransada 1986 yılında ölmüş.) İtiraflar adlı bir eseri var.

Yazar

Kitap adı: Gladyatörler/Spartacus - Özgürlük tarihinin ilk bireycisi
Yazar adı: Arthur Koestler
Yayın evi: Plato yayınları

Budapeşte, Macaristan doğumlu (1905), Yahudi bir ailenin çocuğu. Viyana Üniversitesinde 1922 - 1926 yılları arasında eğitim gördükten sonra, yaşamak üzere Filistin'e gitmiştir. 1929 yılında Almanya'da BZ am Mittag adlı derginin editörlüğünü yapmıştır. 1931 - 1938 yılları arasında Alman Komunist Parti üyesi. 1936 yılında İspanya iç savaşında, Sağ kanada mensup bir Macar gazeteci kimliği ile casus olarak yer almış. 1937 yılında Faşistler tarafından yakalanarak ölüm cezası ile yargılanmış. Fakat sonra kurtularak Fransaya kaçmış. Oradan da ingiltere'ye geçmiş. 1940 yılı ve sonrasında hayal kırıklıkları nedeniyle anti komunist bir söylem benimsemiştir. 1983 yılında intihar ederek ölmüştür. 

Yazarın eserleri saymakla bitmeyecek kadar çoktur, burada yalnızca Türkiye'de yayımlananlara yer vermek isterim:

1. Spartaküs
2. Gün Ortasında Karanlık
3. Geliş ve Gidiş
4. 13. Kabile - Hazar İmparatorluğu ve Mirası
5. Militanlar
6. Ve Özgürlük
7. İspanya'da Ölüm Güncesi
8. Mizah Yaratma Eylemi

Yazar hakkında daha detaylı bilgi ve tam liste için:

http://en.wikipedia.org/wiki/Arthur_Koestler#Biographies_of_Koestler

Film

Spartacus (1960) - Stanley Kubrick

http://www.imdb.com/title/tt0054331/

Spartacus (2004) - Robert Dornhelm Televizyon için çekilmiş

http://www.imdb.com/title/tt0361240/



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile