Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Semerkant PDF Yazdır e-Posta

KitapAdı

Uzun bir sessizlikten sonra Amin Maalouf'un Semerkand'ını bitirip tekrar notlarıma geri döndüm. Bu uzun sessizliklerimi biriktirme dönemleri olarak adlandırıyor ve yıllardır yaptığım gibi kendimi kandırmaya devam ediyorum. Hep söylüyorum ben bir yalancıyım...

Semerkand'ın son harfi "t" ile bitse de ben "d" ile söylemeye ve yazmaya devam edeceğim. Çünkü "d" harfi ile bitişi daha çok yakıştırıyorum. Daha doğulu, daha güçlü, daha yerinde gibi geliyor.

Soğuk bir Kasım gününde Bostancı'da, tren istasyonunun hemen karşısında kitabı dostlarımla tartışmış; akşam eve dönmüştüm. Her tartışmanın sonunda yaptığım gibi üstüne konuşulan kitabı bir kez daha elime alıp son kurcalamalarımı yapıyordum ki; korkunç bir detay ile karşılaştım. Basit ve/veya popülist bulduğumuz kitabın sonunun hiç de küçümsenmeyecek bir detay içerdiğini farkettim. Demek ki ne imiş "Hayatta hiçbirşey göründüğü gibi değil"miş. Ama Önce Semerkand üzerine karaladıklarım...

İran Sultan'ı Nasır Han'ın kızı ile evli olan Alparslan, Acem Krallığının en kıymetli kentlerinden biri olan Semerkand'ı istiyordu. Korku içinde işgal edilmeyi bekleyen Nasır Han ise, hiç beklemediği bir yerden, işgal yolu üzerindeki basit bir kaleden direniş ile destek görüyordu. Bu büyük direnişçi aynı zamanda Alparslan'ın ölüm meleği olacak Harzemli Yusuf'tu.

"Her gün biri çıkar, benim ben demeye,
Altınları, gümüşleri ile övünmeye.
Tam işler dilediği düzene girer,
Ecel çıkıverir pusudan: Benim, ben diye. "

Kazandığı zaferlerin yanı sıra peşinde gölge gibi kendisini takip eden söylentiler ne yazık ki Alparslan'ın efemine tavırları olduğu ve kadınlara olan ilgisizliği yönünde idi. Kendisine uzun süre direnen Harzemli Yusuf'u sonunda alt etmiş ve huzuruna çağırtarak bu direnişçi ile tanışmak; büyüklüğü ve zaferi ile onu ezmek istemiştir.

"...iki adam karşılıklı meydan okuyarak uzun uzun bakıştılar, sonra galip emretti:
- Yere dört kazık çakın, bunu kollarından bacaklarından bağlayın, sonra da bedenini dört parçaya ayırın !
Yusuf karşısındakini tepeden tırnağa süzdü aşağılayarak ve haykırdı:
- Erkek gibi savaşmış birine böyle muamele reva görülür mü?
Alparslan cevap bile vermedi, başını çevirdi. Tutsak onu azarlar gibi seslendi:
- Hey karı kılıklı, sana sesleniyorum. "

İşte bu sahneden sonra Alparslan okuna davranacak; ancak kader bu ya, bu kez ıskalayacaktır. Yusuf ise vurduğu hançer darbesi ile Alparslanı dört gün dört gece can çekiştirecektir. Vakanüvisler Alparslan'ın son sözlerini şöyle nakledeceklerdir:
"Şu cihanın hakimiyim ! Kim benimle boy ölçüşebilir ? dedim. Allah bu kibrime, bu böbürlenmeme karşı, insanların en sefilini, yenilmiş, esir düşmüş bir adamı, bir idam mahkumunu saldı üzerime; o benden daha güçlü çıktı, vurdu devirdi beni tahtımdan, canımı aldı."

Semerkand böylesine etkileyici bir hikaye ile başlıyor işte yolculuğuna; Iran Sultanı Nasır Han sevincini örseleyip, kızının hatrına bir taziye heyeti gönderiyor Selçuklu İmparatorluğunun yeni Sultan'ı Melikşah'a. Bu heyet içerisinde bir Kadı ve Kadı'nın koruyup kolladığı Nişapurlu Ömer de bulunuyor.

Malzemesi mükemmel bu hikaye, taziye sırasında sahneye çıkan Melikşah'ın "Ata"sı, vezirlerin şahı Nizamülmülk'ün "en güzel, en zengin, en kuvvetli" imparatorluğu kurma düşü ile gelişmeye başlıyor.

Bu düşün içerisinde Nizamülmülk, bir deha olarak ünü sınırları aşmış olan Ömer Hayyam'dan yeni kuracağı istihbarat biriminin başına geçmesini istiyor. Bu görev için kendisinin uygun olamayacağını düşünen Hayyam ise, yeni tanıştığı ve Nizamülmülk'ün aradığı tüm vasıfları fazlasıyla barındıran Hasan Sabbah'ı tavsiye ediyor ve Nizamülmülk şu sözleri ile satırların altını çizdiriyor bana...

"- Demek ki hırslı biri, diye söylendi Nizam dişlerinin arasından. Kaderim böyle benim. Ne zaman güvenilebilecek birini bulsam, hırsı yeterli olmuyor ve iktidara ilişkin şeylerden kuşku duyuyor. Ve ne zaman bir adam önüne sunduğum her işin üzerine atlamaya hazır gözükse, bu telaş beni kuşkulandırıyor."

Tüm kuşkularına rağmen öneriyi kabul eden Nizam, Hasan Sabbah'ın büyük Acem Krallığı düşünden bihaber himayesi altına alıyor ve tüm dünyaya korku salacak bir dervişin tohumunu atıyor. Korkunç Sabbah ise Türklere uşaklık ettiğini düşündüğü Acem dönmesi Nizamülmülk'ü alt etmek için önce Melikşah'a yakınlaşıyor; sonra hazine harcamaları ile ilgili bir çalışmayı üstlenerek Nizam'ı Melikşah karşısında küçük düşürmeye çalışıyor. Ancak birden ortadan kayboluveren !!! rapor sayfaları nedeniyle başarılı olamıyor ve iddialarını karşılayamadığı için Melikşah tarafından ölüm ile cezalandırılıyor. Nizam'ın attığı tohumu yeşerten ise Ömer Hayyam oluyor. Hükümdarı ikna ederek Hasan Sabbah'ın idam cezasını sürgüne dönüştürtüyor.

Yedi yıllık bu sürgün Hasan Sabbah'ı, Nasır Han'ın yerine geçen Ahmet'in güvenini kazanmış bir derviş olarak tekrar ortaya çıkartıyor. Sabbah'ın açık bir tehdit olduğunu düşünen Nizam, onu alt etmek için Melikşah'ın karısı ve aynı zamanda İran'ın yeni sultanı Ahmet'in yeğeni olan Terken Hatun'a yalan söylüyor ve Melikşah'ı öz yeğenine saldırması için kışkırtıyor. İki hafta süren savaştan sonra Nizam'ın oyunu gün yüzüne çıkıyor; Hasan Sabbah ikinci kez kurtuluyor ancak bu kez Nizam gözden düşüyor. Sabbah ise tüm dünyaya korku salan Essasinlerin lideri olarak Alamut Kalesinde inzivaya çekiliyor.

Bu hikayenin her noktasında bilgeliği, rubaileri ve Cihan'ı ile Ömer Hayyam rol alıyor, Kadı'nın yıllar önce rubailerini kaydetmesi için verdiği "Yazma" ise Maalouf için kitabın çıkış noktası ve farklı iki hikayenin ortak paydası olmak gibi bir misyon taşıyor.

Yazma, Hayyam'ın kendi eliyle kaleme aldığı tüm rubailerini içerir ve yüzyıllar sonra bir Amerika'lı olan Benjamin'in bu Yazma'nın peşinden Iran'a düşüşüne ve değişimin kıyısındaki İran'da sürüklenişine neden olacaktır.

Kitabın ikinci bölümünde Maalouf okuru, Doğu'nun yakın tarihine taşır. Yıl 900'lerin başıdır. Kitabın temposu düşer; hikayenin ritmi ve mistizmi azalır fakat çıkartılması gereken çok daha fazla fikir barındırır.

Günümüzün popüler soru(nu)su " Türkiye, İran olur mu?" endişesinin çok yersiz olduğunu düşündürmüştür bana bu ikinci bölüm. Ümmet anlayışı, başarısız modernleşme çabaları, molla yönetiminin İran tarihindeki her daim etkin tutumu benim için aydınlatıcı ve bu soruya yanıtımı netleştiren unsurlar olmuştur.

Yazar kitabın iki bölümü arasında Yazma'yı tam ortada tutmuş, Hayyam ile Cihan aşkı yüzyıllar sonra Benjamin ile Şirin arasındaki aşk ile çaprazlamıştır. Bu göndermeleri Nizamülmülk ile Fazıl'ın aynı düşleri kurmasına kadar götürmek mümkündür.

Binbir zahmet ile Yazmaya kavuşan; kavuşuncaya kadar da İran'ın modernleşme sürecinde yaşadığı tüm olaylarda bir fiil etken rol oynayan Benjamin, kendisi gibi Şirin'in de Yazma'ya olan tutkusu (ki bence Şirin, Benjamin'den çok daha fazlası ile Yazmaya ve İran'a tutkun olduğunu kitabın sonunda göstermiştir.) sayesinde aşka düşer. Bu aşk İran'ı terk etmek zorunda kalacakları ve Yazmayı gözleri önünde okyanusun derinliklerine terk edecekleri güne dek sürecektir. Yazma, Benjamin ve Şirin'in Amerika'ya dönüş için tercih ettikleri Titanik Transatlantiki ile karanlığa gömülecek; canından çok sevdiği ülkesi ile yegane bağı olan Yazmayı yitirmenin acısıyla Şirin, asil ve zarif bir biçimde ortadan kaybolacaktır.

Dostlarım ile tartışmamızda ortak fikir, kitabın sonunun "ticari" kaygılar ve her daim ilgi uyandıran bir dram olan (yada daha kaba bir tabirle tüm zamanların en çok tutan hikayesi )Titanik'in batışı ile mahvedildiği yönünde idi. Ancak dedim ya tartışma sonrası kitabı kurcalarken çok önemli bir ayrıntıyı ( ki işte şeytan burada gizli ) kaçırdığımı farkettim.

Önce YKY'den basılan kitabın 313. sayfasındaki Hayyam'ın rubaisine takıldım. Şöyle diyordu.

"Yaşam soluğumuzun kaynağını soruyorsun
Çok uzun bir hikayeyi özetlemek gerekirse
Derim ki çıkmış ummanın derinliklerinden
Sonra umman yutuvermiş onu yeniden."

İçime bir şüphe düştü, birden heyecanlandım. Hemen sözlüğü açıp kontrol ettim Umman nedir diye:

umman Ar. ¤umm¥n
is. (umma:nı) coğ. esk. Okyanus: ?O, bütün hayatı dalgalı bir ummanda ve kaptan köprüsünde geçen kocasından, sahilde sessiz bir balıkçı kulübesine mahsus bir yaşayış istemez.? -N. F. Kısakürek. Güncel Türkçe Sözlük
Umman Köken: Ar.
Cinsiyet: Kız
Ulu, büyük, engin deniz, okyanus.
Cinsiyet: Erkek
Ulu, büyük, engin deniz, okyanus.

Ve tekrar okudum;

"Yaşam soluğumuzun kaynağını soruyorsun
Çok uzun bir hikayeyi özetlemek gerekirse
Derim ki çıkmış okyanusun (büyük) derinlikler(in)den
Sonra okyanus(büyük derinlikler) yutuvermiş onu yeniden."

Sonra düşündüm. Bu kitapta durumu özetler veya kıssadan hisse çıkartır ne çok Rubai var diye. Ve anladım ki hikayenin kahramanı Yazma, varoluşunu da yok oluşunu da kendi içinde barındırıyor. Ve Maalouf bence çok zeki bir biçimde bu rubaiden yola çıkarak Yazmanın yaşam soluğunun kaynağını sordu. O çok uzun hikayeyi Hayyam'ı ile, Sabbah'ı ile, Nizamülmülkü, Şirin'i, Benjamin'i ve onlarca kahramanı ile okudum. Ama özetlemek gerekirse Ömer Hayyam'ın o büyük derinliklerinden çıkmış ve bir başka derinlik (okyanus) yutuvermişti onu yeniden. Bunca gerçeklik ve trajedi barındıran bir kurgu/hikaye Titanik dışında başka nasıl bir hikaye ile derinliklere gömülürdü ki ?

İşte bu çıkarımdan sonra karar verdim ki, ya ben bu işi fazla kafama takıp ciddiye alıyorum ve bıçak sırtı bir yolda ilerlemekteyim (Saat şu an 02:52 iki gündür 4 saatlik uyku ile duruyorum )
ya da Maalouf yazdığı bu ironi ile gösteriyor ki okuyup da anladım zannettiğim bu son "hiç de göründüğü gibi değilmiş"...

Artık uyumak istiyorum...

Burçin Özgün 

Bağlantılar



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorumlar  

 
-1 # 2013-06-10 00:28
Diliyle, konusuyla, olay örgüsüyle tam bir sanat eseri. Defalarca okunası kitap. Ömer Hayyam'ın hayatını çok sade ve ilgi çekici bir biçimde kaleme almış Amin Maalouf. Ancak bir zaman önce bu kitabında bir ortaokulda öğretmen tarafından öğrencilerine tavsiye edildiğini fakat bir velinin kitap müstehçen ve dini aşağılıyor diyerek dilekçe verdiğini öğrendim. Ülkemde şaşırtıcı şeyler oluyor umarım bu yanlışlardan kısa sürede dönülür. Zira bu tarz kitaplar her zaman yazılmıyor.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
+1 # 2013-09-07 14:49
Kesinlikle herkesin okumasi gereken bir kitap. Klasikler arasinda olmali bence.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile