Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Güliverin Gezileri PDF Yazdır e-Posta

KitapAdı

Jonathan Swift'in Güliverin Gezileri adlı eserinden, "bir varmış bir yokmuş" diye başlayan bir hikaye gibi bahsetmek istesem, bunda rahatlıkla başarılı
olabilirim. Nasıl mı?

İşte böyle:
Evvel zaman içinde (ki 300 yıl kadar önce yazılmış bir eser için yanlış bir giriş olmaz.), kalbur saman içinde, uzak ülkelerin birinde Güliver adında

maceraperest bir adam yaşarmış. Bu adam sık sık seyahatlere çıkar, gezdiği gördüğü yerlerden ailesine inci boncuk getirirmiş. İşte bu seyahatlerden birinde, binbir fırtınalar atlattıktan ve gemisi okyanus tarafından yutulduktan sonra kendisini cüceler ülkesinde buluvermiş. Güliver, bir dev gibi yaşamış cüceler arasında. Cüceler ülkesinin hükümdarının emri altında, savaşlara katılmış, sayısız hizmetlerde bulunmuş. Yedikleriyle, açlık ve kıtlık tehlikesi oluşturmuş cücelerin ülkesinde; kah sevilmiş kah yerilmiş... Gel zaman git zaman derken ülkenin hükümdarı ile arası bozulan Güliver, yeniden denizlere açılmış.

Geceler günleri, günler geceleri izlemiş ve Güliver evine dönmeyi başarmış. Başarmış ama macera tutkusu yüzünden tekrar yollara revan olması da çok sürmemiş. Yolculuğu hep mavi denizlerde, parlak güneş altında olmamış;deniz kuşları (frankenstein'a bağlantı) hep Güliverin gemisini takip etmemiş... Gün gelmiş gemi rotasından sapmış ve kahramanımız geçirdiği kaza sonucu tayfasından ayrı düşmüş ve yabancı bir adada soluğu almış. 

Ada sessiz ve sakinmiş, öyle ki Güliver endişelenmeye başlamış. Endişe ve merak içinde ilerlerken, karşısına dev hayvanlar çıkıvermiş. Dev hayvanların dev sahipleri varmış elbet. Bunu bilen Güliver, canını kurtarmak için çok koşmuş, az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş sonunda arkasına bir bakmış ki bir arpa boyu yol gidememiş. Devler Güliveri tutsak etmiş. Devlerin dünyasında oyuncak bir kukla gibi hayatını sürdürmüş Gülivercik. Neyse ki, devler arasında onu sevenler varmış da bir lokmada yem olmaktan kurtulmuş.

Efendime söyleyeyim, devler dünyasında bir hengame icin zaman geçivermiş ve günlerden bir gün Gülivercik bir yolunu bulup kaçmış koca ağızlı devlerin ülkesinden. Uzun deniz yolculuklarından ve türlü türlü maceralardan sonra evine dönmüş Güliver, karısına ve çocuklarına. Mutlu ve huzurlu günler birbirini kovalamış, ta ki seyahat günü gelip tekrar kapıyı çalıncaya kadar. Güliver valizini toplamış ve gemiye atlamış. Yolculuğunun bilmem kaçıncı gününde tayfalar isyan çıkarmış ve Güliveri bir sandala bindirip ıssız bir adaya salmışlar. Zavallı Güliver kendisini öyle garip bir adada bulmuş ki sormayın. Bu ada uçan bir adaymış. Uçan adanın sakinler hiç mi hiç konuşmaz, garip araçlarla iletişim kurarlarmış. Hatta ülkenin imparatoru, garip araçlarla Güliverle konuşmuş. Güliver bu işe şaşmış kalmış. Sessizlik içindeki bu uçan ülke, o ada senin bu ada benim gezer dururmuş. Bir seferinde ada düşme tehlikesi atlatmış. Ayrılık günü gelip çattığında, vedalaşarak ayrılmış Güliver, bir sonraki yolculuğuna kadar.  

Son yolculuk, at efendilerinin ülkesineymiş. Uzak diyarlarda yaşayan at beyleri ve hanımları oldukça bakımlı, gururlu ve mağrurmuş. Fazla konuşmazlar, konuştular mı da boş konuşmazlarmış. Güliveri gördüklerinde önce çok şaşırmışlar, çünkü kendi ülkelerinde yaşayan diğer insanlar, insandan çok iki ayak üstünde yaşayan ilkel hayvanlara benziyormuş Güliver denen bu zavallı yaratık. Güliver çok dil dökmüş, kendi ülkesini anlatmış, düşüncelerini ifade etmiş, ama nafile. At beylerinin güvenini kazanmak öyle kolay değilmiş. Ne de olsa o hayvanın tekiymiş! Nereden baksanız bir iki yıl geçirmiş Güliver at beyleri - hanımları arasında. Gün gelmiş tam Güliveri kabullenmeye başlamışlar ki, beklenmedik bir olay olmuş ve gözü yaşlı Güliver ayrılmış bu bilge varlıkların adasından.

Ülkesine dönen Güliver, karısı ve çocukları ile hayatının sonuna dek mutlu ve mesut yaşamış...

Gelin görün ki, hiçbirşey göründüğü gibi değildir. Her madalyonun bir de diğer yüzü vardır. Güliverin Gezileri, yayınlandığı yıl (1726) yukarıdaki gibi şen şakrak bir öyküler dizini olarak algılanmış ve tüm kopyaları piyasaya çıktığı gibi tükenmiş. Hatta çocukların okuyabileceği eserler kategorisinde
görülmüştür. Ancak zaman içerisinde işin aslının pek de göründüğü gibi olmadığı, eserin aslında oldukça sert eleştiriler içeren, ağır dili yaralayıcı
olabilen bir yergi olduğu anlaşılmıştır. Hatta eleştirmenler biraz da ileri giderek, eser ve sahibi Güliver'i acımasızca eleştirmişlerdir. Hatta William

Makepeace Thackeray kitabın içerdiği mesajların korkunç, utanç verici, kafirce ve kötü kelimeler içeren, müstehcen olduğunu belirtmiş ve bu ifadelerin Jonathan Swift'in Tanrının Dünyasındaki en sefil yaratıklardan biri olduğuna delalet olduğunu söylemiştir.

Yıllar geçtikçe Güliver'in eserinin değeri anlaşılmıştır. Eser günümüzde dahi geçerliliğini yitirmeyen, zamana göğüs gerebilen bir yergi klasiği olarak kabul görmüştür. 

Hepimiz çocukluk yıllarımızda Güliverin Seyahatlerinin çizgi filmlerini izlemiş veya renkli resimli kitaplarını okumuşuzdur, fakat sonrasında küçükken
okuduğumuz bu eserlere dönüp bir daha bakma isteği duymamışızdır. Zira küçükken zihnimize yer eden bu eserlerin eğlenceli olmaktan öte farklı amaçlara hizmet ediyor olabileceğini aklımızın ucundan bile geçirmeyiz. (Kimbilir belki de bu ve benzeri eserlerin basitleştirilerek özlerinden uzaklaştırılması ve çocuk zihinlerine basitleştirilmiş şekilde yerleştirilmesi bilinçli bir politikadır?!?) Şimdi Güliverin Gezilerinden bir alıntı yaparak yukarıdaki özetle eserin aslı arasında ne kadar fark olduğunu göz önüne sermeye çalışacağım:

"Efendime nasıl bir adam olduğunu anlatacğaım kişinin, devlet başbakanı olduğunu söyledim ve şöyle devam ettim: Başbakan hiçbir neşe ve üzüntü, sevgi ya da nefret, merhamet ya da öfke duymayan bir yaratıktır. Bütün tutkusu, zenginlik, iktidar ve unvan elde etmek için gösterdiği şiddetli bir istekten başka birşey değildir. Sözlerini ne düşündüğünü açığa vurmaktan başka her yolda kullanır; gerçeği ancak yalan sanılacağını düşündüğü zaman bildirir; ancak doğru sanacağınızı kestirdiği zaman da yalan söyler. Bir kimseye arkasından fena halde çekiştirdi mi, o adam muhakkak yükselir; ama tutar da, sizi yüzünüze karşı ya da başkalarına övmeye başlarsa, artık sizin için umut yok demektir. Elde edebileceğiniz en kötü lütuf da vaattir; hele bunu yeminle kuvvetlendirirse. O zaman, her akıllı kimse bütün umudunu keser, çekip gider."

Ya da;

"... iki taraftan yirmişer bin adam ölüp, gemilerin bin kişi ile beraber suya gömülüşü; ölülerin iniltileri, havalarda uçuşan kollar, bacaklar; duman,
gürültü, karışıklık; atların ayakları altında ezilerek ölenler; kaçma, izleme, zafer; tarlalara serpili ve köpek, kurt ve yırtıcı kuşlara yemlik ölüler;
yağma, soyma, yakma, yıkma... bütün bunları efendime tanımladım. Sevgili yurttaşlarımın değerini belirtmek için de, kuşatmalarda ya da bir gemide, yüz kişiyi birden havaya uçurduklarını; ve cesetler, gökten parça parça olmuş inerken, herkesin bunları zevkle  seyrettiğini gördüğümü söyledim."

Şimdi soruyorum size: Yukarıdaki ilk alıntı devlet yönetiminde ve politikada yozlaşmadan, ikinci alıntı insanoğlunun vahşetinden yakınırken ve kitapta buna benzer, siyaset, günlük yaşam, insanoğlunun doğası hakkında onlarca gönderme varken bu kitap nasıl olur da yalnıza çocuklara eğlence aracı olarak sunulabilir? Veya ciddi bir yergi ve eleştiri kitabı olarak tanıtımı yapılmaz?

Kitabın bilinen özeti:

Macera tutkusuyla yola çıktığı geminin batmasıyla minik insanlar ülkesine düşen Gulliver; ilk yolculuğunda Lilliput?lulara yardım eder. Daha sonra Lilliputlular ve Blefuscia arasındaki savaşta da yer aldıktan sonra cüceler ülkesinde kaçar.  İngiltere?deki evine döner ve bir müddet sonra tekrar maceralara yelken açar. Fakat bu defa gemisi yine rotasından şaşar ve Güliver kendisini devler ülkesinde bulur. Brombdingnag ülkesindeki devler arasında küçük bir kukla gibi hayatını sürdürmeye çalışan Güliver günün birinde kraliçeye satılır. Başından geçen bilumum tehlikeden sonra devler ülkesinden kaçmayı başarır. Binbir güçlükle ülkesine döner fakat maceracı ruhu sayesinde bir müddet sonra tekrar yeni ufuklara açılır. Bu defa tayfalarının saldırısına uğrayan Güliver gemisinden alınıp tek başına bir sandalla denizin ortasına bırakılır. Yolu bu defa uçan ada "Barnibaldi"ye  düşmüştür. Laputa ülkesinin insanları hayatta sadece iki şeyle ilgilenmektedir: müzik ve matematik. Burada da giysileri vücutlarına uymayan, evleri ters duran normal boyuttaki insanların yaşadığı soyut bir dünyanın içinde bulur kendisini.

Eser Kendini Anlatırken:


Birinci Kitap: Lilliput'a Gezi (Cüceler ülkesi)

 

"Büyük memuriyetlerden biri sahibinin ölmesi veya gözden düşmesiyle (ki bu, sık sık oluyor) boş kalınca, beş ya da altı aday imparator hazretlerini ve saray erkanını ip üzerinde cambazlık ederek eğlendirmek istediklerini imparator'a dilekçe ile bildiriyorlar; ve ipin üzerinde yere düşmeden en fazla sıçrayan o memuriyete geçiyor."

"Ama asıl metin şöyle der: Gerçek iman sahipleri yumurtalarını en uygun ucundan kıracaklardır. En uygun ucun hangisi olduğuna gelince bunun herkesin vicdanına ya da hiç olmazsa başyargıcın kararına bırakılması aciz inancımdır."

"Ülkemiz yabancılara refah ve mutluluk içindeymiş gibi görünüyorsa da, başımızda iki büyük bela var: biri ülke içinde şiddetli bir particilik; ötekisi, çok kudretli bir düşmanın ülkemizi stila tehlikesi."

"Herşeyi bakanların gözüyle görmemiz yetecekti; en yüce hükümdarlar bile bundan başka birşey yapmıyorlardı..."

İkinci Kitap: Brobdingnag'a Gezi (Devler ülkesi)



"Şu insanın büyüklüğü ne bayağı birşeymiş ki, böyle ufacık böcekler bile taklit edebiliyor! Eminim bu yaratıkların da, ev, kent dedikleri yuvaları, inleri
var; bunların da giysileri, atlarıyla kendilerine göre gösterişleri var; bunlar da seviyor, dövüşüyorlar, aralarında anlaşmazlıklar çıkıyor; birbirlerini
kandırıyor, aldatıyorlar."

"Hele  barış ve dirlik içindeyken, özgür bir ulus arasında, parayla daimi bir ordu tuttuğumuzu söyleyince Kral şaştı kaldı. Seçtiğimiz kimseler, kendi
isteğimizle bizi yönettikçe, kimden korktuğumuzu, kiminle dövüşeceğimizi bir türlü anlayamadığını söyledi."

"...sözlerinden çıkardıklarıma, senden bin bir zorlukla çekip koparabildiğim yanıtlara bakılırsa, yurttaşlarının çoğu, doğanın yeryüzünde sürünmelerine katlandığı o küçük,ü iğrenç haşerelerin muhakkak ki en zararlıları."

Üçüncü Kitap: Laputa, Balnirbarbi, GLubbdubdrib, Luggnagg ve Japonya'ya Gezi (Uçan ada)



"Üç kral, saltanatları boyunca, bir kere olsun, değerli kimselere yönetimde yer vermediklerini; vermişlerse, bunun, yanlışlıkla ya da danıştıklartı bir bakanın aldatması ile olduğunu; dünyaya tekrar gelseler, gene böyle davranacaklarını söyledikler. Kuvvetli kanıtlar ileri sürerek, ahlak bozuklukları olmazsa bir kral tahtının destekten yoksun kalacğaını belirttiler; çünkü erdemin insan tabiatına aşıladığı o sağlamlık, güven ve direnç, halk işlerinin güdümüne devamlı bir engel oluyormuş."

"Bir strulburg kendi soyundan biri ile evlenirse, karı kocadan genç olan seksen yaşına gelir gelmez, evlenme, kralın müsaadesi ile, hemen hükümsüz sayılır; çünkü yasa, kendi suçları olmadan, dünyada böyle sonu gelmeden kalmaya hakum kimselerin sefaletini, onlara bir de kadın yükleyerek artırmamayı uygun buluyor."

Dördüncü Kitap: Houyhnhnm'lar Ülkesine Gezi (At efendilerin ülkesi)



"Dilin faydası birbirimizi anlamak ve olup bitenler hakkında bilgi edinmekti. Eğer biri olmayan şeyi söylerse, bu amaçlardan ortadan kalkmış olurdu: çünkü o zaman onu anlıyoruz denemezdi, bilgi almaktan çok uzak olduğumuz gibi, bu hal bizi bilgisizlikten de kötü bir duruma sokuyordu: beyaz olan şeyin siyah, uzun olan bir şeyin de kısa olduğuna inandırıyordu."

"Yoksul uluslar aç; zengin uluslar da gururluydu; açlık ile gurur da, hiçbir zaman bağdaşamazdı."

"Halkımızın çoğu hayatlarını kazanmak için şu çarelere başvurmak zorunda kalıyordu: dilenmek, çalıp çırpmak, birbirini aldatmak, yalan yere yemin etmek, ona buna yaltaklanmak, onu bunu ayaratmak, sahtekarlık etmek, kumar oynamak, yalan söylemek, etek öpmek, onun bunun gözünü yıldırmak, oyunu satmak, yazı karalamak, yıldız gözlemek, zehirlemek, orospuluğa sapmak, döneklik etmek, iftiralarda bulunmak, zındıklığa kalkışmak ve daha bunlara benzer başka işler."

"Her ne ise ben, şehvet, yosmalık, eleştiri ve dedikodu gibi şeylerin köklerinin kadın soyunda yaradılıştan bulunuduğunu hayret ve üzüntü ile düşünmekten kendimi alamadım."

Yorumlar:

Güliver'in Gezileri hakkında yorumları iki kısımda toplamak istiyorum: birincisi, kitabın anlatım tarzı, ikincisi ise kitapta tartışılan konular. Kitabın anlatım tarzını bir okur olarak çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim, zira kesik ve üstün körü anlatılmış maceralar hem eserin akışkanlığını hem de okunabilirliğini azaltıyor. Türkiye İş Bankası yayınlarından çıkmış (Hasan Ali Yücel Klasikler dizisinden İrfan Şahinbaş çevirisi ile) 328 sayfalık bu eseri okumakta bir hayli zorlandığımı söylemeden edemeyeceğim. Yazarın anlatımı sırasında, özellikle de birinci ve ikinci kitapta, sıklıkla ölçülere yer vermiş olması, (dev ve cüce ölçülerini okuyucunun gözünde canlandırabilmesi için) kanaatimce okuyucunun olay örügüsüne nüfuz etmesini bir ölçüye kadar engelliyor. Ayrıca, bölüm başlarında kısa özetler vererek hızlıca tüm bölümü özetlemiş olması da aynı negatif etkiyi devam ettiriyor. Kısacası anlatım açısından, sönük bir eser olduğu kanaatindeyim.

İkinci açı, yani eserin özünde vermeye çalıştıkları ise, gerçekten etkileyici, düşündürücü ve eseri okunmaya değer kılıyor; Eserin tam bir klasik haline gelmesini sağlıyor. Eserin "yergi" niteliği içerisinde, avrupalının yaşam tarzı, insanoğlunun kibiri, açgözlülüğü, doğa ile ilişkileri, siyasi ve ekonomik sistem, hukuk sistemi çok başarılı bir şekilde ifade edilmiştir.

Avustralyalı Ian Jonhston Güliver'in Gezileri hakkında yaptığı bir konuşmada, Güliver'in, dört yolculuğu boyunca Avrupalılığı ve Avrupalının bakış açısını sorguladığını ve nihayet dördüncü yolculuğunun sonunda Güliverin kendisinin de sahip olduğu bu bakış açısının açık bir şekilde yanlış olduğunun farkına vardığını ifade ediyor. Eserin sahibi Jonathan Swift, yukarıda da belirttiğimiz üzere, eserin yayımlanmasından sonra, zaman içerisinde, eserinde ifade ettiği düşünceler nedeniyle insanoğlundan nefret etmekle itham edilmiştir. İlk bakışta, bu iddianın yerinde olduğu düşünülebilirse de aslında, Swift'in insanoğluna karşı hassasiyeti dolayısıyla insanoğlunun gelmesini istediği noktayı gözler önüne sermeye çalıştığını düşünüyorum. Üstelik, yüzyıllar önce Swift'in ortaya koyduğu tablo 21. yüzyılın dünyasında daha da kirlenmiş ve fakat bir adım gelişme göstermemiştir.

Jonathan Swift'in seçtiği yergi türüne gelince, aslında içinde yaşadığımız gerçeklik ve içinde yaşadığımız için farkına varamadığımız bir takım hususlar, yerginin abartılmış ve çarptılmış dünyasında her ne kadar gülünç bir şekilde gözler önüne serilse de aslında, yüzümüze çarpan soğuk bir şaka misali gerçeği gözler önüne sermektedir. Örneğin, birinci kitapta cüceler ülkesinde Güliver bir devdir. Dev olmasına rağmen, küçücük varlıkların kurdukları gülünç düzen içerisinde kendilerini ne kadar ciddiye aldıklarının ifade edilmesi, kibirli davranışları ve bu davranışlar karşısısında küçücük de olsa bu düzen karşısında Güliver'in bir dev olarak bunları ciddiye alması, bir Avrupa'lı zihniyetiyle cüceler imparatoru tarafından kendisine verilen soyluluk unvanını gururla taşıması ve bu unvanın gereklerini yerine getirmeye çalışması yerginin önemli unsurlarından bir tanesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Dahası, ikinci kitapta bu dev, cüceleşerek devler ülkesinde zavallılığını hissetmekte ve tüm değerlerin nasıl da göreceli olduğunun farkına varmaktadır. Daha doğrusu okuyucu bu hissiyatı Swift'in anlatımı ile almaktadır.

Yine cüceler ülkesinde, sınıfların oluşması, imparatorluk sarayında ve düzen içerisinde belli unvanların kazanılmasının ne derece gülünç ritüellere
bağlandığının (ip üzerinde cambazlık yaparak, en becerikli olanların bakan olması gibi) gözler önüne serilmesi oldukça çarpıcıdır. Aynı şekilde, fikir
ayrılıklarının kaynaklandığı durumlar da oldukça traji komiktir. Yumurtaların üstten mi yoksa alttan mı kırılacağı kutsal kitaplarda yer alması ve bunun toplumu iki ayrı kesime ayırması da hem Swift dönemi yaşam tarzının bir projeksiyonu hem de günümüz dünyasının farkında olmadan ilkel ayrılıklara sürüklenen insanının garip ikilemini yerli bir şekilde ifade etmektedir.

Başka bir örnek vermek gerekirse, cüceler ülkesinde ölülerin baş aşağı gömülmesi konusundaki ifadeler de hem gülünç hem de gerçekçidir. Buna göre, Liliputlular yani cüceler, on bir bin ay sonra ölülerinin dirileceğine; o zaman da düz sandıkları dünyanın altının üstüne geleceğine inanmaktadırlar. Günü geldiğinde, baş aşağı gömülenler de dirilince kendilerini ayak üstünde bulacaklarmış. Cüceler ülkelerinin okumuşları, bu inancın saçma olduğunu itiraf etmelerine rağmen okumamışlara uyarak bu yöntemden bir türlü vazgeçememektedirler. Günümüzde de durum hiç de farklı değildir. Çoğu zaman saçma olduğuna inanılan inançlar terk edilmemekte, din ve benzeri ilkel inançlar insanoğlunun günlük yaşamına hükmetmekte ve hatta dünyanın içinde bulunduğu düzene hükmetmektedir. Aslında, Swift'in vermiş olduğu bu traji komik örnek, insanoğlunun düşünce tarzına, inançlarına oldukça güçlü bir şekilde ışık tutmaktadır.  

Birinci, ikinci ve dördüncü kitabın verimli eleştirel zemini yanında üçüncü kitabın zayıf kaldığını belirtmek yanlış olmayacaktır. Hatta bazı eleştirmenlere göre üçüncü kitap, eserin ana temasından uzaklaşmıştır.

Dördüncü kitapta, Swift eleştirinin ve eserin en üst noktasına ulaşmıştır. Dördüncü kitapta, Güliver, at efendileri ile karşılaştıktan sonra Avrupalı
olmaktan ve Avrupalı olmanın kibirinde yavaş yavaş uzaklaşıyor ve yanlış yargılarının farkına varıyor. Özellikle bu hikayede bürokrasi, hukuk sistemi, insanın doğası, doğallıktan uzaklaşması sert bir dille eleştiriliyor. Örneğin Yahoo'ların mücevhere düşkünlüğü ve at efendilerinin doğada bulunan bu parlak taş parçalarının faydasızlığı karşısında yahooların anlamsız heyecanını anlayamaması, insanın bu mücevherler karşısındaki aç gözlülüğü; buna karşılık at efendilerinin doğaya bağlılığı ve doğanın saflığı ile uyumlu davranışları biz günümüz insanın suratına bir tokat gibi çarpmaktadır. Hikayenin ilerleyen anlatımında Güliver, at efendilerine karşı koyulmaz bir saygı ve hayranlıkla bağlanırken, kendi neslini sembolize eden Yahoo'lardan tiksinmeye, onların davranışlarını anlamsız bulmaya başlamaktadır ki, aslında günümüzde de insan neslinin geldiği nokta anlamsız bir tüketim çılgınlığı içerisinde, doğayı yok eden, kendi de dahil olmak üzere herşeye saygısını yitiren insan karşısında birazcık sağ duyusu kalmış bir insanın hislerinden çok da farklı değildir Güliverin bu tutumu.  

Eleştirmenler, 1950'lerden bu yana Swift'in eserinde yer alan at efendilerinin neyi sembolize ettiğini tartışmaktadırlar. Yahoo'lar ve Houyhnhnmlar insan oğlunun iki zıt doğasını mı yansıtmaktadır yoksa Houyhnhnm'lar insanoğlunun ideal gelişiminin sonucu geldiği en üst noktayı simgelerken, Yahoo'lar az gelişmiş insanoğlunu mu işaret etmektedir? 

Eleştirmenlerin yukarıdaki yorumları ilginçtir zira 1950'lere kadar bu yorumlarda bulunan yazarların aksine eserin aslında bugün gelinen noktayı aslında çok da iyi anlattığı kanaatindeyim. Acaba 50'lerden bu yana birçok şey daha da olumsuz olarak değişmiş olabilir mi? Yoksa olumlu düşünce oyunu oynayanlar hep vardı da Jonathan Swift gibi cesur yürekler bu durumu kendi zamanlarının çok ötesinde tahlil ederek ortaya koyduklarında, anlaşılmayarak bu düşüncelerin geleceğin birer ütopik yansıması olduğu mu düşünüldü?

Konuya bir de Türk okuru açısından yaklaşmak isterim. Aslında Türk okuru için dördüncü kitabı anlamak, birinci ve ikinci kitaba nispeten daha kolaydır, zira yazar 1700lü yılların Avrupasındaki yaşamı ve düzeni eleştirirken birinci ve ikinci kitaplarda daha sembolik davranıyor, satir unsurlarını daha fazlasıyla kullanıyor. Hal böyle olunca da Avrupa kültürünün tam bir parçası olmayan biz Türk okurları için anlaşılması güç bir tablo ortaya çıkıyor. Güliverin Seyahatleri hakkında, yabancı eleştirmen ve araştırmacıların yazıları incelendiğinde bu durum daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Her ne kadar bu yazıda Güliverin Seyahatleri özelinde birtakım çıkarımlarda bulunuyor olsam da az önceki Avrupalılık bahsini Türk okuru ve eleştirmeni açısından genele yaymak mümkündür. Zira, kendi eserimiz olmayan, ancak Dünyaya mal olarak klasikleşmiş eserlerin bir kısmını kendi dinamiklerinin dışında, eldeki verilerle karşılaştırarak yorumlamaya çalıştığımız karşımıza birtakım zorluklar çıkması doğaldır.

Bu açıklamadan yola çıkarak bir örnek vermek gerekirse: dördüncü kitapta yer alan Yahoo'ları yorumlarken, bir Türk okuru olarak ve doğallığıyla, Yahoo'ları karikatürize edilmiş/yozlaşmış insanoğlu (bu eleştiriyi yalnızca Türklere indirgeyemeceğime göre - ki bunu yapmak istiyorsak belki de "Tekelonya" daha yerinde bir seçim olacaktır.) olarak yorumlayacak ve buradan da Dünya ve insanoğlu hakkında birtakım genellemelere varacaktır.

Eserin yerli yersiz çağrıştırdıkları:

- Hynea Sırtlan
- Robinson Crusoe
- Yergi (hiciv) deyince aklıma ilk gelen Türk yazarı Bedii Faik'tir ve onun hiç unutamadığım Tekelonya Cumhuriyeti, Türk siyaset hayatı açısından bir klasik olarak kütüphanenizde yerini almalıdır.

Yazar

Jonathan Swift (1667 - 1745) İngiliz edebiyatının büyük hiciv ustasıdır. Siyaset, din ve edebiyat alanlarında giriştiği polemiklerle ün kazanmıştır. Ard arda yayımlanan kitapları da oldukça ilgi görmüş ve parlak zekası hayranlık uyandırmıştı. Siyasi olarak liberallerin yanında yer alan Swift, aynı zamanda kiliseye ve dine de bağlıydı.

İngiltere'nin baskıcı politikalarına karşı yaptığı mücadelesinde birbiri ardına çıkardığı siyasi broşürlerle İrlanda'da ulusal bir kahramana dönüştü; 19 Ekim 1745'de İrlanda'da öldü.

Güliverin Gezileri dünya klasikleri arasında yerini almıştır. Mezarının başında kendisinin yazdığı şu cümle, onun karakterini yansıtır niteliktedir: "Burada, vahşi haksızlıklar karşısında kalbi paramparça olan biri yatıyor..."

İngiliz edebiyat klubü olan Scriblerus'un kurucları arasında. Kendisi ile birlikte bu gurubu kuran diğer önemli isimler: Alexander Pope, John Gay, Thomas Parnell, John Arbuthnot. Bu grubun kurulma amacı, Martinus Scriblerus adı altında yaratılmış hayali bir kahraman aracılığıyla, gösterişli ve kibirli alimler ve bilgiçler jargonunu hicvetmetir. Scriblerus, yeteneksiz/ ikinci sınıf yazar anlamına gelen "scribbler" kelimesinden türetilmiştir. MArtinus Scriblerus'un maceralarını yazarak amaçlarına ulaşmaya çalışan bu beş yazar yola 1713 yılında çıktılar. Londrada bulundukları dönem içerisinde sık sık bir araya gelerek tartışmalarına devam ettiler, ayrı ayrı yerlere gittiklerinde ise çalışmalar yazışmalar aracılığıyla devam etti. 

"Hatıralar" Orijinal adı ile "the Memoirs" - Scriblerus'un eserleri Pope'un bu eseri içerisinde yayınlanmıştır - yayınlandığında (1741'de) sadece Pope ve

Swift hayattaydı. Scriblerus Grubu hakkında daha ayrıntılı bilgi için:
http://en.wikipedia.org/wiki/Memoirs_of_Martinus_Scriblerus

Yazar hakkında geniş bilgi için:

http://tr.wikipedia.org/wiki/Jonathan_Swift
http://www.online-literature.com/swift/
http://art-bin.com/art/omodest.html

Müzik

No More Kings
Leaving Lilliput lyrics

My name is Gulliver
I've been lying here all day
Kept like a zeppelin
Tethered to the ground
So I won't fly away
Two thousand people
So much smaller than me
I'd dash them to pieces
If I could get my arms free
The thought has crossed my mind
I might never get out of here
I'm not giving up this time
I've gotta keep my head clear

I keep telling myself
Come on, be strong
I keep telling myself
Come on, be strong

I'm just a traveler
They don't play host very well
I think I'm starting to
Sympathize with Gargamel
Chasing all the Smurfs
Three apples high
Gonna catch their blue butts
Make a blue Smurf pie
And if I close my eyes
Will they all disappear

I keep telling myself
Come on, be strong
I keep telling myself
Come on, be strong

Film

Cast Away - Tom Hanks

2000 yılı yapımı bu filmde de Tom Hanks tarafından canlandırılan Chuck Nolan karakteri, ıssız bir adaya düştükten sonra orada tek başına hayatta kalma mücadelesi veriyor. Lemuel Güliver ile paralellik kurduğum nokta ise Güliverin de Nolan'ın da yurtlarına dönmesiyle başlıyor, zira iki kahraman da doğa ile iç içe yaşamaktan ve kendi yaşam ortamlarındaki bozulmanın farkına vardıktan sonra normal yaşama döndüklerinde ciddi bir adaptasyon sorunu yaşıyorlar.

http://www.imdb.com/title/tt0162222/

Bağlantılar

http://records.viu.ca/~mcneil/m2lec13a.htm (Ian Johnston tarafından Malaspina Üniversitesi ders notlarından alıntılar. Gerçekten çok başarılı olduğunu düşündüğüm ve okunmasını tavsiye ettiğim bir kaynak.)

http://www.answers.com/topic/gulliver-s-travels-novel-6

http://www.enotes.com/literary-criticism/swift-jonathan-gulliver-s-travels

http://www.cyberpat.com/shirlsite/essays/gulliv.html

http://www.victorianweb.org/authors/carlyle/signs/scriblerus.html Martinus Scriblerus

https://records.viu.ca/~Johnstoi/



Bu sayfayı ekleyin...
Attachments:
Access this URL (http://www.planetebook.com/ebooks/Gulliver%27s-Travels.pdf)http://www.planetebook.com/ebooks[Jonathan Swift'in Kitabının Orijinal Tam Metni]1325 Kb
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorumlar  

 
-35 # 2010-03-06 15:47
Cok qzL oLmş eLineze sgLk çk işime yaradı
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
-21 # 2010-03-21 17:30
bence güzel yazmışşın/yazmışşınız
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
-22 # 2010-04-09 20:29
sa
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
0 # 2010-09-28 14:38
çok güzel aradıgım şeyi burda buldum
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
-1 # 2010-09-29 13:29
benim çok işime yaradı notumda yazdıklarımın pek ii olmuş
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
+3 # 2010-09-29 13:29
notumda100 aldım
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
-9 # 2010-12-07 22:44
bu özet olmasaydı ben yanmıştım iki var süpersiniz yaaa
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
-4 # 2011-02-13 20:26
bu siteye bayıldım ödevimde 100 aldım ve çok mutluyum sizin sayenizde :D
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
-10 # 2011-04-05 10:55
kitap sınavım için işe yaradı süper yaa
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
-6 # 2012-02-29 11:56
çok güzelmiş :D
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
-8 # 2012-11-21 17:06
çok teşekkürler
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
-14 # 2012-11-22 21:39
çok güzel
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
-8 # 2012-11-27 18:07
harika ve tam benlik çoooooooooooooo oooook beğendim
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
-11 # 2013-02-09 11:19
çok çok çok çok tşk ederim saolun varolun....
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
+6 # 2013-02-09 15:18
cook güzel bır ozet bayıldım :))
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
-11 # 2013-03-12 14:00
çk güzel olmuş sağolun
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
-7 # 2013-04-13 12:51
harika çk tşkrlr
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
0 # 2013-09-10 18:04
çook güzel olmuş. Teşekkür ederim. Çok açıklayıcı ve anlaşılır bir dille yazılmış. Hele Türkçeyi çok düzgün kullanmışsınz tebrik ederim :)
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
-1 # 2013-09-16 19:28
türkçe öğretmeni yaz tatilinde 3 tane kitap verdi. Biri de bu kitap. Ben yaz tatilin de kalemin nasıl tutulduğunu unutuyorum. Bide kitap mı okuyacağım ?? Yine kitap işin son güne bıraktım :D yarın sınav var :D sağ olun, biraz uzun geldi ama işimi gördü. Soruları cevaplayacak kadar anladım. Elinize sağlık :D güzel olmuş.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
+3 # 2014-04-05 16:04
çoooooooooooooo ooooooooooooooo ooooooooooooooo oooookkk severek okuduğum bir kitaptı bayıldım...
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
0 # Prencess 2014-11-27 22:02
Cok guzel kitap sinavim icin superrrrr olduuuu:)))
Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile