Ara
Unutma!
Dali Sergisi Devam
23 Mart - 20 Mayıs!!!
TIKLA
Film festivalinin ardindan Gidin...Seyredin..Dusunun...!
Anket
Twitter'da Takip Et
Follow @KitapKokusuNET| Fahrenheit 451 |
|
|
|
|
Kitap
"Gelecek", Yorum
Bazı kitaplar vardır, okudukça çoğalırsın, çoğladıkça okursun... Ve bitmesin diye sayfaları ağır ağır çevirdiğini fark edersin. İşte Ray Bradbury'nin Fahrenheit 451'i de böyle kitaplardan. Uzun zamandır ("Semenderle Savaş"ı okuduğumdan bu yana) bu kadar etkileyici bir kitap okumamıştım. Çevirdiğim her sayfada lezzetli benzetmelere rastlıyordum, ağzım sulanıyor, biraz da kıskanıyordum Ray Bradbury'yi. (Ne zaman kalemi keskin hayal gücü engin bir bir yazara rastlasam bu kıskançlık hissinden alamıyorum kendimi!) Şuna bir bakın, siz de aynı hisse kapılmazsanız okumayın bu yazının devamını: "Kızın yüzü oradaydı, belleğinde kaldığı kadarıyla çok güzel, şaşırtıcıydı aslında. Gecenin bir yarısında uyanıp da, zamanı anlamak için baktığınız karanlık odada güçlükle ayrıt edebileceğiniz küçük bir saatin kadranı kadar ince bir yüzü vardı ve o saat size saati, dakikayı ve saniyeyi suskun bir beyazlık ve ışıltı içinde anlattığı gibi, gecenin daha karanlıklara doğru, ama aynı zamanda yeni bir güneşe doğru hızla ilerlediğini de kesinlikle bildiriyordu."
Bu ve benzeri anlatımlar içerisinde kitabı okudukça ister istemez düşüncelere dalıyorsunuz. Kitabın bir "bilim kurgu" romanı değil, ama bilim kurguyu andıran öğeler içeriyor; fantastik kurgu değil zira gerçekleşmesi muhtemel bir dünya betimlemesi yapıyor yazar, belli bir öngörü ile. Gelecekte geçen bir olay örgüsünün içerisinde olduğunuzu hissediyorsunuz, yine de içinde yaşadığımız hayatı düşününce bu geleceğin çok da uzak olmadığını tahayyül etmek zor olmuyor. Etrafınıza bakın, herşey hızlı tüketime yönelik, her evde televizyon, her evde bilgisayar, düşünceler uzun uzak bir yolculuğa çıkmış. "Sosyal Medya" denen yutturmaca her yanımızı sarmış. "Kitaplar kısaltılmış. Özetler, abahtarlar, ufak resimli gazeteler. Herşey komik öykülere, kopuk sonlara dönüşüyordu".
Düşünmemek, düşünmekten daha çekici; Tembellik çalışıp didinmekten daha rahatlatıcı ve insanoğlu üzerinde bulunduğu bu eğik düzlemde kaygısızca ilerliyor. Fahrenheit 451'de, Ray Bradbury'nin öngördüğü karanlık gelecekte, insanlar düşünmeyi unutmuşlar, kabullenmeyi ve kendilerine sunulanı olduğu gibi almayı bir yaşam biçimi haline getirmişler. Olayların merkezinde yer alan "itfaiyeci" Guy Montag da bu bireylerden bir tanesi. Mesleği itfaiyeci olmasına rağmen itfaiyeciliğin tanımı biraz değişmiş. İtfaiyeciler artık yangın söndürmüyor, yakıyorlar! Evet yanlış duymadınız yakıyorlar, hem de kitapları (Dante'yi, Swift'i, Marcus Aurelius'u). Zira kitaplar, düşünmeye yer olmayan bir dünyada, kafa karıştırmaktan, düzen bozmaktan başka neye yararlar ki? (Burada biraz duruyorum. Ray Bradbury'nin çizdiği gelecek tablosundan bahsederken, geçmişteki bir hikayeyi hatırlıyorum. Sıtkı Hocanın anlattığı hikaye şöyle:
"Biliyorsunuz, eskiden köy enstitüleri vardı. Ne var ki bu enstitüler zaman içerisinde "komünist yuvası" olmakla suçlandılar ve ortadan kaldırıldılar. Aslında gerçek sebep ne bunların komünist yuvası olması ne de zararlı olmalarıydı. Aslında bu enstitülerin amacı Kemalist ilkeleri yaymaktı. Asıl sebep toprak ağalarının ve bir kesimin bu enstitülerin köylünün gözünü açacağından, aydınlatacağından korkmasıydı. Bu nedenle de kaldırıldılar. Aslında 49 yılına gelindiğinde köy enstitüleri kurum olarak hayatına devam etmesine rağmen içleri boşaltılmıştı. İşte bu yıllarda benim köyümde yer alan enstitüdeki bir kısım kitap da "komünist" içerikli olarak yaftalanmış ve toplanarak enstitü kantinin üst raflarına istiflenmişti. Günün birinde, bir yolunu bulup kantindeki bu kitapları ateşe verdiler. (Böyle durumlarda genelde hazırladıkları kılıf olan "komünistler kitap yaktı!" söylentisini yayarlardı.) Yangın başlayınca "Kurs yanıyor!!!" diye köylü olay yerine koştu. Biz de annem ve teyzemlerle hemen oraya gittik. Ben o zamanlar çok küçüğüm, dört yaşındayım. Zaten o gün olanlara dair anlattıklarımın yarısını hatırlıyorum yarısını da annem ve teyzem anlatmıştı. Dış kapının girişinde sac levha ve üzerinde de parmaklıklar vardı. Sac levhanın üzerindeki parmaklıklara tutundum; Çenem ancak parmaklıklara yetişiyordu. Oradan yangını korkulu gözlerle seyrediyordum. Tavan göçerken yukarıdaki kitaplar, sayfaları açılarak ve yanarak düşüyorlardı. Pır pır sesi çıkararak düşen kitapları görüp, "Kuşlar yanıyor!!" diye bağırmışım." - Aslında Sıtkı Hoca'nın bu hikayesi düşünmenin, üretmenin karşısında olan zihniyetin hiç değişmediğini geçmişten geleceğe uzandığının güzel bir örneği. Kitaptan bir alıntı: "Güvercin kanatları gibi uçuşan kitap yaprakları verandada ve çimenlerin üzerinde savrulurken..."
Başta da dedim ya bazı eserler insanı öylesine derinden vuruyor ki, her kelimede durup düşünmeden edemiyorsunuz. İçinde yaşadığımız devirde ve hatta ülkemizde, bizi çepeçevre saran hizmetler, hep hayat standarlarımızı yükseltme iddiasını taşıyorlar: yollar yapılıyor, hastaneler yapılıyor, parklar yeşilleniyor... Peki ya eğitim? Eğitim bir yandan köreltiliyor, öyle ki cahillikle körleşmiş bireylerin sayısı sürekli artıyor, yönetim kolaylaşıyor. Binlerce insan küçük zümreler tarafından yönetiliyor, hem de koyun sürülerini aratmayacak saflıkla... İşte Ray Bradbury böylesine bir gelecek tablosunda, kitapları yakan itfaiyecileri getiriyor karşımıza. Yasaklı kitapların listesi uzayıp gidiyor. (Daha çıkmamış kitaplar da yasaklanıyor... nerede?) Televizyon şovları beyin yıkıyor. Peki sonra ne oluyor? Bir kıvılcım - adı Clarisse, soru: Mutlu musun? - Guy Montag'ın hayatını yangın yerine çeviriyor. Maymunun gözleri açılıyor. (Bu uyanış Lu Sin'in Çığlık adlı eserinin önsözünde kullandığı ifadeler hatırlatıyor hemen: "Rahatlık içinde doğup büyüdükten sonra yoksullaşanlar, dünyanın gerçek yüzünü bu deney sayesinde öğrenir genellikle." Ne Okusam![]() Çizgi Roman - Fahrenheit 451
Epsilon yayınlarından çıkmış olan bu çizgi romanı elime aldığımda kitabın ve çevirisinin çok daha iyi olduğu kanaati hemen oluştu. Yine de çizgi severler için romana değişik bir noktadan bakış açısı olabileceği kanaatindeyim. Çığlık - Lu Sin Uykudan uyanan ve bir daha uykuya dalamayanlara "... benim bütün felaketim herşeyi unutamayışımdan ileri geliyor. İşte Çığlık, unutmayı bir türlü başaramadığım bu anılardan doğdu." "Gerçeği söyleyebilmek için insanın büyük cesaret sahibi olması gerek, kendini sahtekarlığın pençesine kaptıran adam, yeni bir hayatı denemkten aciz, yılgın bir adamdır mutlaka. İnsanlıktan çıkmıştır sözün kısası." Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley
Başka bir ustanın kaleminden, farklı bir dünyanın tasviri ile aynı karanlık gelecek ve insanlığı bekleyen aynı gri tonlar... Yalnızlık için duyduğu özlem, zorunlu cinsel özgürlüğün bitmek bilmeyen hazlarından duyduğu hoşnutsuzluk, kaçma duygusunu güçlendirir. Eski, ilkel yaşama biçiminin hala sürdürüldüğü az sayıdaki vahşi ayrı bölgelerinden birine yapacağı ziyaret derdine çare olmasa da dönerken beraberinde londra'ya getirdiği "vahşi", teknik uygarlık'ı farklı bir gözle değerlendirir, onlara neleri kaybettirdiklerini hatırlatır. Modern klasiklerden biri olan cesur yeni dünya, hem geçmişten geleceğe hem de gelecekten bugüne bir çağrı... Çağrılara açık olanlar için...
Biz - Yevgeniz Zamyatin
Anti ütopya dendiğinde yukarıdaki yazarlardan en yaşlısı... Bolşevik ihtilalinin gölgesinde, sıkıntılar içerisinden doğan bir baş yapıt. Semenderlerle Savaş - Karel Capek İnsanoğlu ve doyumsuzluğu kara mizahın da etkisiyle sürreal bir yapıyla karşımıza çıkıyor. Biz Hayır Diyoruz - Eduardo Galeano Latin Amerikanın uyumayanlarından...
Ray Bradbury'nin yeni kitabı çıktı: Yakma Zevki - İnsanların kitap okumaktan nefret ettiği, devletin kitapları yasakladığı bir gelecekte, işi kitap yakmak olan bir "itfaiyeci" ve onun kitapları kurtarmak için, içinde yaşadığı teknolojik tüketim toplumuna karşı giriştiği mücadale... Tıklayın Ne İzlesem![]() THX Büyük Birader izliyor hissiyatı veren bir George Lucas filmi de: THX 1138
Fahrenheit 451 1966'dan günümüze...Fragmanı You Tube'tan... V for Vendetta Ne Dinlesem
|






































