Ara
Unutma!
Dali Sergisi Devam
23 Mart - 20 Mayıs!!!
TIKLA
Film festivalinin ardindan Gidin...Seyredin..Dusunun...!
Anket
Twitter'da Takip Et
Follow @KitapKokusuNET| Bin Beyaz Turna |
|
|
|
|
KitapAdı Zerafet, Bin Beyaz Turna kitabı için notlarımı almaya hazırlanırken en doğru kelimenin Zerafet olması gerektiğini düşündüm. Çünkü her satırı ile incelikli, her satırı ile zarif bir çalışma Bin Beyaz Turna. Üstelik merkezine yerleştirdiği konu düşünüldüğünde bu zerafetin korunmasının büyük bir başarı olduğunu görüyor insan. Belki de bambaşka bir toplumun ferdi olduğum için böyle yanılgı içindeyimdir; bilemiyorum ama tutkunun ve hatta vahşetin dahi böylesine şiirsel incelik ile anlatımına ben bugüne dek hiçbir okumamda tanık olmadım. Okuduğum bu kitap 12 Mart 1970 tarihinde Z.E. isimli bir hanımefendinin öğretmenine hediyesi olmuş; ilk sayfada kendi imzasıyla yazısı var Öğretmeninden ise bir şekilde; bir sahafa düşmüş. Elbette benim "bir şekilde" diye geçiştirdiğim dönem yirmibeş senelik yaşanmışlıkları barındıran bir dönem. İnsan bazen insafsızca umarsız olabiliyor. Ben o sahafa girmiş; ve içinde/dışında hikayeler taşıyan bu kitabı edinmiş; Bozgun Odasına katmışım. Sırıtında taşıdığı hikayeleri unutup bir köşeye atmışım. Su Tong'u okuduktan sonra kitaplığımda ne kadar az sayıda uzak doğu yazarı var diye düşünürken farkedip okumaya başladım Kavabata'yı. Bin Beyaz Turna, babadan oğula geçen bir aşk hikayesi. Konusunun ilginçliğine karşın anlatımın durağan sadeliği esasında okuma temposunu bir çok noktada düşürüyor. Özellikle bölüm sonlarında dinamik bir yapı kazanan anlatım insanda herşeyin bir anda olup bittiği hissiyatını veriyor. Özellikle ikili dialoglarda karakterlerin davranışlarına bir anlam vermeye çalışıyor insan. Tüm bunların yanısıra Kavabata'nın en önemli özelliği Japon kültürüne dair vermiş olduğu detaylar. İnsan gerçekten o kültürün büyülü dünyasına kapılıp gidiyor ki bu bence kitabın hem konusundan hem de anlatım tarzından çok daha önemli bir misyonu ifade ediyor. Hikayemiz Kikuyi'nin bir çay seremonisine katılması ile başlıyor. Bu seremoninin ev sahibi göğsünde büyük bir leke taşıyan bir kadın. Ve bu kadın Kikuyi'nin ölen babasının eski sevgililerinden biri. Kikuyi bu seremonide bir başka "öteki kadın ve kızıyla" tanışıyor. Ardından babasının öteki sevgili ve daha sonra da öteki sevgilinin kızı ile karmaşık bir aşk hikayesi yaşamaya başlıyor Anlatım oldukça durağan, dil sade, okuduğum kitabın çevirisi rezalet, dizgisi felaket, imla ve yazım hataları insanı çileden çıkarıyor. Kitabın bir bölümde sayfa numarası seksenaltıyı gösterirken, bir sonraki yüzyirmiüç olabiliyor. Ve oturup bir sonraki doğru sayfayı aramaya başlıyor insan. Ancak zaten bu kitabı okumak isteyenler büyük ihtimal ile benim okuduğum versiyona bulamayacaklardır ki keza tavsiyem en son yayınlanmış güncel bir çevirinin okunmasıdır. YazarFumiko?nun telefonda söylediği gibi fincanın beyaz sırı kırmızıya çalıyordu. Bir süre sonra Kukiyi?ye beyazın içinde pembemsi bir renk tonu var gibi geldi. Melankolik lirisizmin kalemi olarak anılan Kawabata 1968 yılında Nobel edebiyat ödülü ile onurlandırılan ilk Japon yazardır. Eserlerinde bireysel yaşamlar ve kültür içerisinde cinselliğin yerini sıklıkla sorgular. Birçok roman ve yüzden fazla hikayeye imza atmış üretken bir yazar olan Kawabata, yazdığı yüzlerce iki-üç sayfalık kısa hikayeler için ? Sanatımın ruhunu ifade ederler? der bunlara ?avuçiçi hikayeler? adını verir. Osaka?da doğan Kawabata, çok küçük yaşlardan itibaren aile bireylerinin ölümleri ile yoksun bir çocukluk dönemi geçirir ve yalnızlık ile tanışır. Hayatının ilerleyen dönemlerinde çocukluğunu ? Evsiz veya ailesiz? olarak tanımlayacaktır. Yaşadığı bu ardı arkası kesilmeyen travmatik kayıpların tüm izlerini satır satır öykülerine işlemiştir. 1924 yılında Tokyo İmperial Universitesinden mezun olduktan sonra bir grup arkadaşı ile ?Sanatsal Çağ? isimli bir gazete çıkartır ve Yeni-Duyumculuk ( Bütün bilgilerimizin duyumlardan geldiğini ileri süren felsefe) akımının sözcüsü olurlar. Yeni dönem öncü Avrupa Edebiyatı ile ilgilenen Kawabata ayrıca 1926 yılında çekilen Kinuga Teinosuk?nin ekspresyonist-dışavurumcu filmi ( A Page of Madness)?ın senaryosunu yazmıştır. 1931 yılında evlenen yazar kış aylarını geçirmek üzere Tokyo?nun güneybatısında bulunan Zushi?ye yerleşir. Ancak ikinci Dünya savaşı patlak verdikten sonra Mançurya? ya uzun bir seyahate çıkar ve kendini onbirinci yüzyıl Japan Edebiyatı araştırmalarına yönlendirir. Savaş sonrası en ünlü eseri Kar ülkesi (Yukiguni - The Snow Country 1948) yayınlanır. Orta yaşlarında olan bir estet (Sanatsal ürünler arasında güzeli en üstün, en yüce değer sayan kişi) ? Shimamura ile aynı yaşlarda bir geyşe olan Komako?nun hikayesini anlatmaktadır Vaktinin büyük bölümünü dansla ilgili çeviriler ve yazıalr yazarak geçiren Shimamura, her yıl derin bir sessizliğe gömülmek için Tokyo?da bir dağ hanına gitmektedir. Ve her defasında bu inzivaya Komako isimli geyşayı da sürüklemektedir. Ancak aralarındaki bu kısa süreli çıkarcı ilişki yerini tutkulu bir beraberliğe bırakır. Taa ki Shimamura?nın ilgisi bir başkasına kayıncaya kadar. Birçok önemli eleştirmene göre ise Kawabata?nın en iyi çalışması ise 1954 yılında yayınlanan Dağların sesi Yama-no Oto ( The sound of the Mountains ) isimli kitabıdır. Japon kültüründe insan ilişkilerini ve değer yargılarını anlattığı Shingo isimli bir kahramanın hikayesidir. Bu çalışması ile edebiyat dalında Japon Akademisi ödülüne layık görülmüş ve bence tüm dünyanın dikkatini çekerek kendisine Nobel Ödülüne uzanan yolun belirginleştiği bir açılım olmuştur.İlerleyen yaşı ile birlikte tüm dünyaca tanınan bir yazara haline gelen Kawabata 1960?larda ABD?lerindeki birçok üniversitede dersler vermiştir. Kawabata 1960?ların sonlarına doğru Japonya?da muhafazakar politik adaylar için Yukio Mishima ve diğer yazar arkadaşları ile birlikte Çin?deki Kültürel Devrimi kınayan bir kampanya yürüttü. Aynı zamanda Japonya PEN başkanı olan yazar, Nobel ödülü kabul konuşmasında, -kendi yazar arkadaşlarını da kapsayan-yazarların kendi hür iradeleri ile intiharı tercih etmelerini kınadı. Ancak ne ilginçtir ki dava arkadaşı Mishima?nın intiharından iki yıl sonra 16 Nisan 1972 yılında Zushi?deki evinde ölü olarak bulundu. Eserleri: |


































